dosya : ankara
ankara'ya birden fazla gitmişimdir. bugün iş için gittiğim iki seferden bahsedeceğim. tedaş genel merkezine uğramalık bir işim vardı ankara'da aslında artık yakın zaman da değil benim için. şöyle bir geriye bakınca üç buçuk seneye yakın olmuş o seyahati yapalı. o günlerde iki kez gitmiştim. birisi daha günübirlik bir şeydi, diğeri ise tam üç gün sürmüştü. bakalım ankara diyince neler geliyormuş aklıma? aslında başka bir şey daha geliyor ama konunun yeri burası değil tabi ki. bol bol selam olsun o konuya da...
ilk sefer gittiğimizde aslında günübirlik bir şeydi. ben ekstra olarak orada kaldım başka bir iş için. kaldığım oteli iyi hatırlıyorum. ucuz ve çok merkezi bir yerdi. o aralar iş çok yoğundu benim için, o geceki uyku çok iyi gelmişti. bir şeylerden uzaklaşmıştım. kendimi resmen bırakmıştım. ertesi gün de, halihazırda ankara'da olan çok sevdiğim bir arkadaşımla buluştum. bana aspava ısmarlamıştı. bildiğin et döner dürüm işte kesiyorlar ve masayı donatıyorlar. yine de güzel bir deneyimdi şakasız, her gün yemek isteyeceğin bir çeşitlilik. doymama ihtimalin yok açıkçası. sonra beraber anıtkabir'e gittik. bu da çok güzel bir şeydi benim için. ardından da kendi bildiği bir kafemsiye götürdük. bol bol konuştuk. onu gerçek hayatta görmek de iyi hissettirdi. daha sonra da bana çok iyilikler yaptı. yine hakkını nasıl ödeyeceğini bilmediğim birisidir. finalde de beni otobüse bindirip gönderdi.
ikinci gelişimde o gün çok hastaydım ve üşüyordum ama yine de gitmem lazımdı. iş için gidiyordum. gecenin kör bir saatinde indim ve taksiyle otele gittim. titriyordum yani anlatamam. o gece çok tatlı bir geceydi çünkü çok şey hatırlıyorum. dışarıdan söylediğim sütlacın gelmesi, televizyonda izlediğim o tv filmi ki ne zaman tekrar izlersem aklıma o gece gelir. bildiğin bir sinema filmi gibiydi, daha sonra öğrendiğime göre televizyon için, kanal için özel çekilmiş meğersem. son derece hafif bir konu, akıp giden kafayı götüren bir şeydi. film bittiğinde ise, aşağıda devam eden hayat ve kulağıma ninni gibi gelen bir şarkı hatırlıyorum. hala daha o şarkıyı dinlediğimde aklıma ankara gelir; "the pierces - kissing you goodbye". o gece çok hastaydım, kendimde değildim. bu şarkı sanki hiç bitmemiş gibiydi. ince ince tınısı uzun süre beynimin içinde dolaşmıştı. iyi hissetirmişti ya. benim için ankara kokan bir şarkıdır. o gece yarı baygın sabahı etmiştim. ne yazık ki, kendime gelmem biraz uzun sürünce öğleden sonra çıkmıştım dışarı.
orada mühendis ağabey ile takıldık. tam ankaralı bir personaydı. sonra da kısım müdürlerinin hepsinden imza alma işi vardı. normalde devlet dairesi gibi bişi yani, ekstra güvenlik olması gerekiyor diye düşünüyordum. bendeki de nasıl hal ve hareketse kafama göre dolaştım oda oda, aslında zor bir iş yapıyormuşum sonradan fark ettim. uğruna çok rüşvet dönebilecek bir işmiş mesela. ya da işte ufak tefek güzellikler yapmak gerekiyormuş. ben direkt oda oda dalıp imzayı alıp kaçtım. hatta bir tane kadın müdür çay söylemişti. kendimi tam bir iş adamı, iş bitirici gibi falan zannettiydim o gün. ertesi gün yürüyerek gitmeye karar verdim. gerçekten devlet kokan sokaklar, adım başı bir devlet dairesi vardı. konsolosluklar falan. baya da hoşuma gitmişti o şekil dolaşmak. ama ankara yani dümdüz ankara. çok fazla bürokratik bir şehir.
bazı partilerin genel merkezleri, bazı bakanlıklar, genelkurmay ve aslanlı yol. hatta içimden espri falan da yapıyordum, genelkurmayın ışıkları o gün sönmüştü falan diye. her öğün başka yerden yemeye çalışmıştım. güzel bir macera idi. hasta başlasam da, sanki ankarada takılarak iyileşmiştim. bir daha yolum düşer mi bilmiyorum ama aklımda kalan detaylarıyla farklı bir hikaye olarak yer etti hafızamda.
Yorumlar
Yorum Gönder