dosya : balık ramiz

    üniversite'ye ışınlanıyoruz. ilk seneye hatta. mersinli ev arkadaşım ile yarıyıl tatilinden biraz erken gelmiştik. beraber bir kaç gün vakit geçiriyorduk. ev sessizdi ve eğleniyorduk. onunla çok fazla güldüm. her ne kadar çok çok yakın bir ilişkimiz olsa da, aslında bir o kadar uzağız. sadece belli zamanlarda  yakın oluruz. belli zamanlarda ise hiç konuşmayız. bu yazıyı yazdığım esnada, ona karşı bir ayıbım var aslında. bunu en kısa sürede düzeltmek için her şeyi yapıyorum. kendisine bunu söyleyecek yüzüm olmasa da, bir yerlerde çabamın olduğunu söylemek isterim. neyse konu bu değildi tabii ki.

    o yarıyıl tatilinde, bana çok ilginç bir fikirle geldi arkadaşım. bir hamster almaktan bahsediyordu. baya yuvası ve tekerleği de dahil bir hamster almak... bu fikrin son ana kadar şaka olduğunu düşünsem de, soluğu pet shop'da  fiyat sorarken aldığımızda ne kadar ciddi olduğunu da fark etmiştim. o kadar güzel bir hevesi vardı ki, bu işe ortak bile olmak istedim. lakin gururlu adamdır, istemedi haliyle. eh tabi fiyat da çok yüksek olunca caydı. o sırada başka bir ışık yandı kafasında, hamster alamayacak olsa da bir balık alabilirdi. içindeki yalnızlık mı dersin, bir şeyle uğraşma merakı mı dersin? bir konu vardı belli ki ve onu çözmek için hamster olmasa da, balık da işe yarayabilirdi. seçtiği o turuncu balık. benim de geri kalmayıp, kendime de bir balık almam...

    benim balığımın ismi, florence welch'den gelecek şekilde "florence" idi. onun balığı da, o sıralar ezel dizisinden çok bahsetmemizden mütevellit; "ramiz" oldu. iki aynı tip balık. bir fanus aldık, yemini aldık  ve döneceğiz. lakin benim içimdeki gösterişçi, kendi balığımın fanusunda sadelikle yetinmedi. renkli taşlar aldım. o gün için epey bir hevesle de, o taşları fanusun içine koydum. benim odamda, benim süslü balığım, onun odasında onun gariban balığı. balıklarımız arasındaki tek fark, benimkinin renkli taşlarıydı tabi ki. bir yandan da eğlenceli bir şeydi. ilk günler baya onunla sohbet muhabbet ederdim. ancak sonraları, yeterince sorumluluk sahibi olmadığım ortaya çıktı.

    aslında her gün, yemini uygun şekilde vermiştim. suyunu da düzenli olarak değiştiriyordum. ancak havasız  ve her gün bolca sigara içilen rutubetsiz odamda, balığım çok fazla dayanamamış olsa gerek. çok kısa süre içerisinde suyun üstüne vurmuştu. bir cana iyi bakamadığım için ölümüne sebep olmuştum. şimdilerde aklıma geldiğinde üzüldüğüm bir olaydır. keşke daha iyi niyetli olabilseydim, keşke daha dikkatli olabilseydim. onu hiç unutmadım ama, ömrümün sonuna kadar da hatırlayacağım. hafızası benim kadar yoktu, olmayacaktı. ancak yine de faili benimdir.

    mersinli ise, ramiz'e mükemmel baktı. abartmıyorum o seneni sonuna kadar hayvan yaşadı. büyüdü bile. her gün istisnasız yemini verdi, sürekli suyunu değiştirdi. sürekli gün ışığına götürdü. yani bir balık için, basit bir fanusta bakılan balık için her şeyi yaptı. bu kusursuz bakış da, hayvanın ömrüne yansıdı. bir yanda benim bir haftada solan giden balığım, diğer yanda o kış günlerinde gelip, bizimle birlikte yazı gören balık. mersin'e bile götürecekti neredeyse balığı, öyle bir sahipleniş öyle bir bağ vardı aralarında. götürüp götürmediğini bilemiyorum, belki de aldığımız yere götürdü geri. ancak çok kusursuz baktı o hayvana. keşke ben de aynı özveriyi gösterebilseydim. ramiz şimdiye yaşıyor mudur bilemiyorum. ancak bir yerlerde selamımı alacaksa, bol bol selam gönderiyorum. benimkine ise, tekrardan ne kadar üzgün olduğumu belirtiyorum. en azından başka bir balığın ölümüne sebep olmayacağıma emin olabilirsin florence...

    bu da kafamın içinde yer etmiş bir sürü şeyden biriydi...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

dosya : stuart little 2

dosya : aygün abi

dosya : kaan tangöze