dosya : berber ahmet
her erkeğin bir berberi olur. bu mahallesindeki berber olabilir, annesinin seçtiği berber olabilir. ya da babasının nedendir bilinmez saygı duyduğu bir adam olabilir. benim babam garip bir adamdır. çok ilginç konularda hassasiyet duyar. bu berber ahmet ağabeyi çok severdi. çoğu zaman traşını gider alakasız yerlerde olurdu ama bu adama uğrardı. ben kendimi bildim bileli, bu adam dükkanı kapatıp ortadan kaybolana kadar kendisinde traş oldum. büyümemi canlı canlı izlemiş bir adamdır. şu an yaşıyor mu bilmiyorum. nerede ne yapıyor bilmiyorum. ancak çok şey hatırlıyorum.
duvardaki gençlik resimlerini, dükkanındaki o kokuyu, kullandığı eski tarz ürünleri, yeniliğin uğramadığı meslek hayatını, dinlediği cızırtılı eski tarz müzikleri, baştan sona benimle ettiği ince ince muhabbeti... güzel adamdı berber ahmet ağabey. nazik adamdı. eğitimli olduğu çok belliydi. mesela sezen aksu şarkılarını bugünkü kadar sevmezdim çocukken, belki duygusunu anlayamazdım. bir yere koyamadığım için safi gürültü olarak görürdüm. ancak onun dükkanında ince ince yükselen; "şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler, şimdi bana seninle bir ömür vaat etseler, şimdi bana yeniden ister misin deseler? tek bir söz bile söylemeye hakkım yok." nakaratı hala beynime kazınmış haldedir. hatta spotify'daki "sezeniko" listemin en anlamlı parçalarından birisidir. elbette bugün yaşadıklarımla alakalı da hisler taşısam da, nihayetinde bana o dükkanı hatırlatan bir parçadır.
berber ahmet ağabey kesinlikle içli bir adamdı. bir geçmişi olduğu çok belliydi mesela. ilk başta, ilk dükkanını hatırlıyorum. sokak arası köhne bir dükkandı. çok eski model bir su ısıtıcısı vardı, dükkanın önünde oturur sigarasını yakarken sıcak bir şeyler içerdi. neden bilmiyorum ama hep soğuk kış günleri geliyor aklıma, dalıp gittiği şarkılar, sigarasının nefesini dışarıda vermesi falan. çok kalın bir sesi vardı, her traş esnasında fotoğrafları sorardım. mesela bir fotoğrafını hatırlıyorum üç arkadaş yanyana durmuşlar, elinde bir balık tutuyor. bunun hikayesini sorduğumda çok hevesli başlayıp sessizleştiğini hatırlıyorum. hızlı bir gençlik, bolca macera, bolca anı, belki bolca aşk. süratli başlayan ama birden duraklaşan anlatım. bir şeylerin içinde kayıp gittiği o kadar belliydi ki. bana halimi hatırımı sorardı, neler öğrendiğimi sorardı, eğer bahsettiğim şey bildiği bir şeyse bana bir örnek verirdi. çok konuşkan olmayan ama benim hızıma da ağırlığı yeten bir adamdı.
abim de ona traş olurdu mesela, büyüdükçe beğenmemeye başladı. ben hep sevdim o traşları. abim, yamuk kestiğini söylerdi, asla öyle bir şey yoktu. kaç yıllık dağ gibi bir adam neden yamuk kessin yani? maksat bahane bulmak tabi. sonra dükkanını değiştirdi, dışı beyaz bir dükkandı. eski dükkan kadar karanlık tema yoktu ama içeriyi o eski eşyalar karartmıştı. ah aklıma gelmişken o kocaman akvaryum, bir sürü balığı vardı. bir sürü gazete vardı, bir sürü kaset vardı. bir sürü koleksiyon olduğunu hatırlıyorum ama neler olduğunu hatırlamıyorum. belki para, posta pulu, kartpostal... babamla asla anlaşamayacak derinlikte bir insandı ama babamı da severdi. babam da dediğin gibi garip bir şekilde çok saygı duyardı kendisine. aslında ben de çok duyuyorum hala daha. o günlerde bile, başka bir berbere gitmeyi aklıma getirmezdim asla. çok memnundum. o uzun saçları, beyazlaşmış sakalları. asla gözümün önünden gitmeyen, yani her aklıma geldiğinde gözümde beliren sıfatı. ne garip, beni traş ederken aslında aynada kendime bakıyordum. ama o dükkana girdiğimde kısa süre gördüğüm yüzü unutmamışım.
bazı adamların içinde farklı bir hayat olur. ben de kendimi çok farklı tanımlasam da, bazı zamanlar dönüp dolaşıp bir odanın içinde olma fikrine teslim oluyorum. ancak o asla bir odanın içinde kalabilecek bir adam değildi. sebebi neydi bilemiyorum, belki o günlerde artık yorulmuştu, belki böylesi doğruydu, belki mecbur kalmıştı. tek bildiğim o iki dükkanın da içine, çok fazla şey sığdırdığıydı. kendisinin sığamadığı o dükkana dışarıdan bolca şey getirmişti. hayat bir tutkuysa, bir amaç edinmekse bunu yaşamış ama artık yaşayamıyor olmak çok zor zanaat olsa gerek.
gurme adamdı ya. bir gün babam geldi ben traş olurken, o gün çok heyecanlıydım. okul alışverişi yapacaktık. ona niye çok heyecanlı olduğumu söylememiştim. o da babama sordu. babam da zaten dümdüz söyledi. ardından işte işimiz biterken, babam traş ücretini verdi. tam çıkarken bana seslendi koşa koşa girdim içeri, babamın verdiği parayı bana geri verdi; "kendine bir defter al. çok iyi yerlere geleceksin." dedi. ne o parayı bir defter almaya harcadım, ne de iyi yerlere gelebildim. ama olsun, sen çok iyi bir adamdın. bugün bile her aklıma geldiğinde seni saygıyla hatırlıyorum.
bu da aklımda yer etmiş bir meseleydi işte.
Yorumlar
Yorum Gönder