dosya : domates
senelerdir kendimi asla anlatamadığım bir konu var. bu domates denen şeyi sevmiyorum, iğreniyorum, ağzıma değdiği an öğürmeye başlıyorum. artık iş travmatik bir noktaya geldi. apaçık iğreniyorum yani. zeytin için de, biber için de aynı şeyler geçerli. lakin bu iki arkadaş o kadar karşıma çıkmıyor. bütün ihale domatese kalıyor.
çok küçükken başladı aslında. hayatıma ilk girdiğinden beri sevemedim bunları. yiyemedim, benimseyemedim. küçüklüğümde sevmeyip, sonradan sevdiğim hiçbir şey yok bu arada. benim karakterim öyle gelişmedi arkadaş ben ne yapayım? bir istisna olarak mesela, patlıcanı normal halinde bayıla bayıla yiyen birisi değildim. yani bu facia üçlü kadar uzak da durmam yerim illa ki. bir gün annem köz mü diyorlar, kuru patlıcan mı diyorlar öyle bir dolma yapmıştı. bayıla bayıla yemiştim o yemeği, patlıcan ile barışma yemeğimdi o. fazla fazla yemiştim hatta. o gecenin devamında yediğim her şeyi kusunca yine eski noktaya geldik. bir daha da cesaret edemedim mesela.
işte küçükken özellikle babam çok zorladı beni bunları yemeye, hatta son gittiğimde de aynı muhabbeti devam ettiriyordu. yemiyorum ulan işte yiyemiyorum. işte babamın bu zorlamaları, yutturmaları bende travmatik şeylere yol açtı. o günleri unutamıyorum. içimden çıkartmaya çalışıyordum, boğazıma parmak sokuyordum yani. yok yani arkadaş almıyor içim. tutamıyor içinde. öyle şok anlarını uzun süre yaşadım. tabi ev ile bitmiyordu. dışarıda bir döner yiyeceksin, hop içine domates atıyorlar. atmayın kardeşim sorun ne olur? bir pizza yiyeceksin basıyor domatesi. hatta çiğ köfteye de bulaştırdılar en son. yemiyorum işte yemiyorum. hamburgerin içinde istemiyorum, sandviçimin içinde istemiyorum. yıllarım hep dışarıdan söylediğim yemeklerde domatesin koyulmamasını istemekle geçti. ancak kaderin oyunu, çoğu zaman domatesli geldi siparişlerim. içinden çıkartmak da bir çözüm değildi. benim için su feci halde bulanıyordu yani. bu domates denen rezillik yüzünden çoğu zaman heves ettiğim şeyleri yiyemedim.
üniversitede, bir yerden hamburger söylemiştim. koymayın diye notlar, canlı desteğe bildirmeler. benim için bu iş iki aşamalı zaten. her gördüğüm yere yazıyorum mecburen. eh tabi domatesli gelmişti. ben de bunu böyle istemediğimi söyledim canlı yardıma. genelde böyle durumlarda canlı yardım çözüyor işimi. sonra birden telefonum çaldı. söylediğim mekanın sahibi arıyor beni. başladı bağırmaya, ne uzatmışım. ne tatava yapmışım. en son uzatma dedi kesin bir tonla kapattı yüzüme. ben de canlı desteğe yazdım tehdit edildim falan diye ehehe. adama da o konuşmada baya posta koymuştum. neyse uzatmadık konuyu da, bir domates bana bu gerginliği yaşatabilmişti yani. yani esnafa da bir yere kızıyorum. benim gibi cins adamlar çıkmıyor hep. sonuçta istenen bir şey olduğu için koyuyorlar buldukları her ekmek arasının içine. işte ben istemeyen kişi olarak kurulu düzeni bozuyorum.
mesela yakın zamanda bir arkadaş sayesinde şunu keşfetmiştim. ben domatesi sevmiyorum ama çorbasını içiyorum, ketçabı yiyorum. bu kafada insanlar varmış, meme bile olmuş yani bu konu. çok şaşırdım. kendimi özel zannediyordum hiç olmadı bu gelişme. işin bir de yalnız olmama kısmı var tabi teselli ikramiyesi.
bir başka aklıma gelen ise, bu ayrı bir konu başlığı olacak ama bir satranç turnuvasına katılmıştım. tüm gün sürüyordu. o turnuvanın öğle yemeğinde, bol köfteli bir ekmek verdiler herkese. içi domates dolu... yiyemem edemem demiştim. gözetmen hocam da söve söve ayıklamıştı o domatesleri içinden. suçlu olmuştuk durduk yere. hala yiyemezdim o durumda ama gözetmenin gözleri göz değildi o an. resmen o ekmeği öğüre öğüre bitirdim. ağzımın içine o minik çekirdekler kaçıyordu. allahım şu an bile midem bulandı. ben galiba içinde çekirdeği olan şeylere bir tepkiyim. mandalinayı veya üzümü de çekirdekli yiyemem. domates çekirdeği, biber çekirdeği, zeytin çekirdeği, patlıcanın içindeki çekirdekler. beni iğrendirenler bu olabilir diye düşünüyorum. şu çekirdek işi hiç olmasaydı daha çok şey yiyebilirdim.
bu yazıyı yazarken çalıştığım otelde de, birçok yemeği domatesli olduğu için yiyemiyor ve aç kalıyorum. işime geliyor gerçi aç kalmak zayıflama işi sebebiyle. ancak çok aç olduğum geceler sinirden kuduruyorum. keşke böyle olmasaydı diyorum. defalarca söyledim içeriye ama bana özel hazırlanmıyor yemekler. gündüz ne çıkarsa o işte, domates olmuş ben yiyememişim kimin umurunda? bazen sabahları kahvaltı ısmarlıyor müdürüm, siparişi verirken garsona yemediğim şeyleri tane tane söylüyorum, çöpe gitmesin diyorum. hop tabak bir geliyor domates ve zeytinden ibaret. eee yiyemedim işte. ne anlamı kaldı. işte bu yediğimiz şeylerdeki seçicilik işi insanı çok bayıyor. ben de memnun değilim bundan, ben de istemezdim. ancak elimde değil. keşke ağzıma girdiklerinde yaşadığım hissiyatı anlatabilsem bunu önemsiz görenlere. galiba tüm ömrüm boyunca yaşayacağım bir kriz bu.
bazen öyle bir raddeye geliyorum ki, kainattaki tüm domatesleri yok etmek istiyorum. artık öyle aşırı tepkilerin insanıyım. nasıl yiyorsunuz be insanlar? hepinizi tek tek kınıyorum bu konuda. bu da kafamın içinde öyle bir şeydi işte.
Yorumlar
Yorum Gönder