dosya : ayakkabı
internetten iki tane upucuz ayakkabı aldırdım. bir süredir crop terlik dedikleri şey ile dolaşıyordum. önceki ayakkabım inanılmaz bir hale gelmişti. bu fazla mesailerden artanlarla kendime bir kıyak yapmak istedim. fazlasıyla ucuz iki tane ayakkabı. yani ayağıma tam uydular ve daha iyi hissediyorum kendimi. böyle olunca da bir sorun göremedim sanırım. elbette bir dışarı gezmesi de yapmıyorum. resepsiyonun olduğu yerden ayaklarım gözükmüyor bile...
ayakkabılar benim hayatımda hep sıkıntılı bir süreç oldu. küçükken çok sık ayakkabı parçalardım. kaliteli şeyler almazlardı. benim de bir yamuk basma huyum var, düz taban mıyım ayağım mı yamuk yoksa kısa mı artık bir sıkıntı var işte. ayakkabı parçalama uzmanıyım. elbette zaman ilerlediğinde, daha kaliteli ayakkabılar aldığımda bu sürecin uzadığını gördüm. sanırım başladığımız yere geri döndük, bu aldıklarımın ne zaman parçalanacağını öngörebiliyor gibiyim. çok geçmeden yine bir kaliteli ayakkabı alabileceğimi düşünüyorum ama.
ilk başlardaki çıt çıtlı ayakkabılarım gelir aklıma. ne kolay işti ya. sonra bağcık işi girdi hayatıma.. hala daha iyi bir ayakkabı bağlayıcısı değilim. basit düğümü atabiliyorum ama sıkı bir düğüm atamıyorum. o attığım basit düğüm de bir yerden sonra çözülüyor. insanlar bana çok fazla; "bağcığın açılmış" derler. bağcığa basıp düştüğüm bir an gelmiyor aklıma, genelde aniden yamuk basıp düşmelerim daha popülerdir.
genelde spor ayakkabıları çok severdim. hatta en sevdiğim olan üç çizgili adidas ayakkabılardı. küçükken en çok ona heves ederdim. ancak üç çizgili değil iki veya dört çizgili çakma ayakkabılarım olurdu. ben de dört çizgili olanlarda, dördüncü çizgiyi sökerdim bir şekilde. sanki üç çizgili bir ayakkabıymış gibi keyif alırdım. ilkokulda bunu yaptığım bir seferinde, boşboğazın teki beni bozmuştu. ulan bahsetmemiştim bile, ayakkabıma dikkat kesilip söktüğüm şeyi fark etmiş hıyar. nasıl sinirlenmiştim bu duruma.. ne bozuyorsun beni yani böyle mutluyum. tabi sizin ayağınızda o dönemin pahalı ayakkabıları var. elimden dördüncü çizgiyi sökmekten fazlası gelmezdi.
mesela new balance'ın kocaman "n" yazan ayakkabılarını severdim. onu da almak nasip olmadı. ama üç çizgili orijinal ayakkabıyı almıştım kendi paramı kazandığımda. aslında bugünlerde hiç önemli bir konu değil, yamuk ayağım parçalamasın yeterli bence. onu da sağlayamıyorsak, bir daha crop terlik ile mesaiye getirmesin yani hayat. çok rahat ama çalışırken kendimi kusurlu hissediyorum. yani bir işyerinde terlik giyilmemeli.
ayakkabılarla ilgili aklımda başka bir şey var aslında. çok küçükken bilinçaltıma işlenen bir şey olabilir. cartoon network'de; "cramp twins" izimli bir çizgi film vardı. orada fazlasıyla kısa bir karakter vardı. ayakkabılarını değiştireceği bir bölümdü. eski ayakkabılarını bırakmak istemiyordu. alışkanlık, hatıralar ve gittiği her yere gittiği için bağ kurmuştu. yeni bir şey ile, eski olanı ezip geçmek istemiyordu. bu fikir hoşuma gitmişti aslında. ayakkabılar bizimle beraber çok macera yaşarlar. hani çok eskimeseler keşke, daha uzun süreler temiz ve diri kalsalar. iyi bir bakımla bu mümkündür elbette. benim gibi biri için çok zor. gittiğin her yerde toprağı veya taşı hisseden ayakkabıları çabuk kaybeden birisiyim...
forrest gump filminde, forrest'ın iki küsür sene boyunca koştuğu ayakkabıları vardır bir de. hiç değiştirmemiştir, jenny'nin hediyesi diyeydi sanırım. lakin tüm amerika'yı koşarak geçip, finalde hala aynı ayakkabıların olması bence güzel olay. yani gittiğin her yer, o ayakkabıların tabanına sıkışmış vaziyette. sanırım bir viral reklam da olabilir. öyle aham şaham yıpranmamıştı çünkü. bütün amerika'yı koşuyorsun ve ayakkabın hala giyilebilir kalıyor. ben etkilenirdim kesin! etkilenmişim de işte...
siyah değil de, lacivert tonlarda ayakkabıları çok severim. hatta üzerinde beyaz ve kırmızı çizgiler de olmalı. babam bize küçükken hep kundura giydirmeye çalışırdı. kundura'dan nefret ederim. mana bulamam yani giymeye, giyen giyebilir elbette ama ben giymem arkadaş. getirin benim renkli spor ayakkabımı. artık bir adidas takıntım da yok malum. sağlam bir spor ayakkabı bu hayatın formülüdür. aklıma birden converse ayakkabı geldi. bir ara popülerdi.. ben de yalvara yakıla o dönem bim'e kalan çakmasını aldırmıştım. çok alakasız bir ayakkabıydı zaten. hatta bir ayda parçalanmıştı... durduk yere istediği şey kötü çıkan çocuk da olunca, tercih şansım kalmamıştı işte.
ideal bir hayatta üç tane ayakkabım olsun isterdim. bir tanesi yok olursa diğerini koya koya o şekilde yürütürdüm o süreci herhalde. bot falan da hiç sevmem gereksiz ağırdır. böyle çok ince bez de olmayacak. her şeye ayak uydurabilecek bir ayakkabı olacak işte. ayağımdaki ayakkabılara yine de selam olsun. bu da aklımdaki bir diğer meseleydi işte.
Yorumlar
Yorum Gönder