dosya : pimapencilik
hayatımın bir döneminde bu işi yaptım. pimapen diye biliyorum aslında ama ismi; "pvc doğrama, ev penceresi yapma" gibi şeylerle de adlandırılabilir. yani inşaat halindeki binaların pencere çerçevelerini yapıyorduk. ya da işte mevcut bir evdeki pencere çerçevelerini değiştiriyorduk. bu konuda hatırladığım şeyleri paylaşmak istedim. iki yaz bu işi yaptım...
sanayi sitesinde, genelde araba tamirhanelerinin olduğu bir yerdeydi atölye. bir de satış için bir dükkan vardı ama atölyemizle bir alakası yoktu. sanayi sitelerine bir renk verecek olsaydım bu renk solgun bir sarı olurdu. ne kadar temizlik yaparsan yap asla temiz olmayacak ve dumanlar eşliğinde bir yer. sürekli bir gürültü vardı mesela. herkes bir şekilde pis kalabiliyordu. bu pis iması kötü bir anlamda değil elbette, alın terinin getirdiği bir pislik. yani orada çalışan insanlar üstlerini başlarını önemsemezlerdi. önemli olan işi yapabilmekti, ne şekilde yaptığının veya ne giyerek yaptığının bir önemi yoktu. elbette her atölyede bulunan musluklar sürekli açılır kapanırdı. insanlar ellerinin ve yüzlerinin temiz kalmasını isterdi haliyle.
köfteci dedeyi hatırlıyorum. bazen öğle yemeklerini ondan alırdık. bol bol köfte atardı ekmeklerin içine, bence güzel yapardı. doyardım oradan yediğimde. ayrıca "sanayi lokantası" dediğimiz her sanayide olan bir lokanta da vardı. bolca küfür ve kaşık sesleri eşliğinde gürültülü bir yemek sekansıydı. bazen de dışarıdan söylerlerdi. benim çalıştığım yeri iki abi kardeş işletiyordu. büyük olan iş getirirdi, işin üretim kısmında kısmen yer alırdı. küçük olan ise üretimden sorumluydu. tüm gününü orada geçirirdi. bir tane daha küçük kardeşleri vardı. oraya bazen mecburen gelirdi, çalışmayı hiç sevmezdi.
büyük büyük profiller gelirdi hep, onları arkaya depoya koyardık. ayrıca demir profiller de olurdu. o plastik büyük profillerin içerisine koyardık o demir profilleri, çerçeve sağlam olsun diye. elbette her projenin bir ölçüsü vardı. mesela kare pencereler, ya da daha geniş dikdörtgen çerçeveler. her bir çerçeve ayrı işti. ölçülerine göre büyük profiller kesilirdi, bir cm de kaynama payı olurdu. demir profiller de bu ölçülerden üç-dört cm kısa kesilirdi. büyük profillerin içindeki, deliğe demir profiller koyulur ve vidalanırdı. ardından da profiller kaynağımsı bir makine eşliğinde birbirlerine kaynatılır ve çerçeve ortaya çıkardı. ana çerçevenin içerisinde eğer ara profil koyulacaksa onlar da aynı şekilde monte edilirdi. çünkü bir çerçevenin içinde üç farklı cam da koyulabilirdi. hele açılır bir pencere ise, zaten iki farklı cam koymak gerekirdi. heh işte, o açılır dediğimiz pencere de ayrı bir çerçeveydi, boyutlarına uygun olarak hazırlanır ve büyük çerçeveye uygun olarak monte edilirdi. bu montede menteşeler kullanılırdı. o açılıp kapanacak pencereyi, ana çerçeveye menteşeler üzerinden vidalardık. tek açılır ve çift açılır olarak ikiye ayrılırdı. hani çift açılır dediğim, bazen kolu yukarıya çevirip üstten hafif aralık açtığımız pencereler olur ya işte onu kast ediyorum. bazen de sürgülü şeyler olurdu. o biraz zordu çok kafayı uzatmamıştım. gerçi her şeyi de yapıyordum. bir keresinde demir keserken keskin bıçak makinesinde ayağıma düşürmüştüm. o sıcak yeni kesilmiş demirin ucu tam bacağıma düşmüştü, izi hala duruyor....
ardından ince işçilik kısmı vardı. pencerenin kolunu monte etmek, kaynak sonrası oluşan ufak kabarcıkları temizlemek, cam gelecek kısımlar için çıtaları kesmek falan... bazen de bu tuvalet banyo kapıları falan hazırlardık. hani sadece üst kısmında blurlu bir cam olan. evet cam için de yakınlardaki bir cam fabrikası ile çalışıyorduk. hazırladığımız çerçevelere tam uyacak cam ölçülerini oraya verirdik, orası da çift taraflı camları hazırlardı. o fabrikanın garip bir kokusu vardı ve hoşuma gidiyordu. işi biten çerçeveleri dışarı dizerdik, montaj günü geldiğinde de kamyonete yükler götürürdük. montajda da takılmıştım biraz. zaten puzzle parçası yerleştirmek gibi, çerçevenin oturacağı yer belli sonuçta. daha büyük vidalarla duvara sabitliyorduk. ancak dengeli olması için terazi ile ölçüm yapılıyordu. duruma göre o gün camları da takıp, çıtaları koyup anahtar teslim işi bitiriyorduk. eğer kaba bir inşaat ise elbette o camlar koyulmuyordu. işin özü bütün üretim sürecini hatırlıyorum. bir yerlerde bir plastik doğrama işçisi özelliğim duruyor. bu bildiklerimi de, bazen kullandığım oldu günlük hayatta.
takıldığım her mekanda istemsizce pencereleri incelerim. nasıl bir malzeme kullandıklarını, hangi markayı seçtiklerini, montajı nasıl yaptıklarını incelerim. sanırım bu alışkanlığım da işi sürekli hatırlamamı sağlıyor. yani tutacağını bilsem gerçekten gireceğim bir iş olurdu. uygun bir atölye ve uygun bir ekip... sadece montaj zamanları büyük katlara taşıması birazcık sıkıntılı bir iş. yoksa üretimi gayet tıkır tıkır işliyordu. o işyerinde ailesel çok sorun olduğu için, eldeki işi de düzgün yapamıyorlardı. keza benim gibi çocuk işçileri de üretimde kullanmak akıllıca geliyordu ama kaliteyi düşürüyordu.
her sabah oraya işe giderken, kulaklıkla; "göksel-aşkın yalanmış" dinlerdim. neden dinlediğimi kendim de bilmiyorum. o şarkıyı her dinlediğimde aklıma o günler gelir. oradan parmağım kırıldığı için ayrılmıştım. bir daha da hiç uğramadım. benim tercihim hep kahverengi çerçeveli pencereler olurdu bu arada. bu da aklımdaki başka bir meseleydi işte...
Yorumlar
Yorum Gönder