dosya : sigara

     çok kınardım. çok saçma bulurdum. küçükken annem, babamla olan tartışmalar sonrasında kendini balkona atıp "maltepe" sigarısını içtiğinde ona çok kızardım. ya da ceketinin cebinde bulduğumda çok kızardım. sigara olayından nefret ederdim, içenlere en sevdiğim bile olsa bir tepki gösterirdim.

    ilk deneyimim aslında çok çok öncesinde dayanıyor. sanayi'de çalışırken, usta paketini unutmuştu. içinden bir dal almıştım ama yakmayı da becerememiştim biraz fazla küçüktüm. o anki hissiyatı da saçma gelince nefretim körüklenmişti. uzun bir süre daha anti-sigara fikirleriyle doldum taştım. lisede ise, sınıftaki çocuklar tuvalete gider içerlerdi. çok kötü kokardı... o zamanlar yakın arkadaşım fatih mesela. her gün iki dal ile gelir, tuvalette gider içerdi. çok kınardım onu da... bir gün "dayı'nın mekanı" içerisinde otururken cebinden bir dal çıkarttı. "denesene" dedi. hoşuma gitmeyeceğini kanıtlamak için olsa gerek aldım gösterdiği gibi içtim. yani bir felaket değildi ama o gün için de manalı bir şey değildi benim için. "hah işte beğenmedim" diyebilmiştim. 

    sigara ile olan temasım aslında biraz markasal bir temas. formula 1 yarışlarını takip ederim küçüklükten beri, bazı sigara markaları takımlara sponsor olurdu. mesela; "mild seven" diye bir marka vardı, alonso'nun kullandığı araçta görmüştüm. sadece o yüzden bir sempatim vardı. "west" , "lucky strike", "sobraine", "rohtmans"... işte bu markaları sporda görmüştüm zaten. hani oturup da iyi bir şey olduklarını düşünüyordum, spora yatırım yapıyorlar ve sürekli gözüme sokuluyorlardı. "parliament" markasını çok överler, en pahalısı derler. küçüklüğümden beri benim için en iyi olan marka, ferrari takımının da sponsoru olan; "marlboro" markasıydı. paketlerinin bir tasarımı vardı. ne bileyim büyük bir markaymış, en iyi sigara onlardaymış gibi geliyordu. arkadaşım bana ilk sigaramı denettirdikten sonra aklımdaki, bilinç atlımdaki o "marlboro" merakı iyice büyümeye başladı. yani içtiğim şeyi pek beğenmemiştim, marlboro'yu beğenirdim belki kim bilir? aradan bir zaman geçti, bir gün aylak aylak dolanırken. cebimde para da varken ani bir kararla gidip klasik bir marlboro sigarası aldım. paketi açmak bile heyecanlıydı. biraz psikolojik olarak çok mutlu olacağım bir şeymiş gibi hissettirmişti. öğrendiğimi hatırlamaya çalıştım, süngerli kısmını ağzına koy, çakmağı ateşle ucuna ve süngerden içine nefes çek. evet tek seferde yakmayı başarmıştım. o an tadı çok güzel gelmişti. uzun süredir olan bir bekleyiş gibiydi benim için sanki. bu kadar reddettiğim, aykırı bulduğum sigarayı o gün ilk kez bilerek içmiştim. sonra o paket iki günde bir, üç günde bir diyerek bitti. tövbeler ettim kendimce, bir daha asla kafasına girdim. 

    kısa zaman sonra başka bir paket. öyle öyle; "arada sırada içici" bir insan olmuştum. canım öyle çok çekmiyordu ama içmek istiyordum bazenleri. mesela okul çıkışı çocuklarla dayıya gittiğimizde, çay ile birlikte içmek gibi. tabi marlboro o gün için pahalı gelmeye başladı. ucuz sigaralara yöneldim, lakin tatlar arasında uçurum vardı. deneye deneye, ucuz ve beğeneceğim bir şey bulmuştum; "viceroy switch". bu sigara mentollüydü. yani patlatınca mentollü bir tat geliyordu ama ben mentolsuz halini beğeniyordum. böyle bir hafta beni götürüyordu o sigara. bir gün yemek yemezdim almak için.. günde dört tane hakkım vardı işte. hele bir gün iradeli davranırsam hafta sonuna bile kalıyordu. 

    sonra özgür abi'nin "winston blue" sigarasıyla tanıştım. öyle yanında otururken, bir tane denemelik yakmıştım ama çok beğenmiştim. marlboro'dan bile iyiydi. tabi çok sık da görüşünce benim otlakçılık devamlı hale geldi. artık "viceroy switch" tü kaka modundaydı benim için. üniversiteye geçtiğim yaz benim de sigaram olmuştu winston blue. aradan seneler geçti, tadı tamamen değişti ama asla bırakamadım o sigarayı. zaten başka sigara da sevmem. hele beyaz filtreli sigaralar falan içemiyorum bile. winston blue içip duruyoruz habire, kaç sene kaç paket oldu bilmiyorum. 

    sigara işinde hep şanslıydım. bir yerlerde param olmasa bile para gelirdi gökten ve sigarasız kalmazdım. zamanında bırakmayı denedim ama beceremedim. olmuyor işte bırakamıyorum. yani bırakmak da çok istemiyorum, param olduğu sürece içerim. param da yok biliyorum ama sigara içmeseydim kafayı yerdim. hala ufak bir bütçe ayırmaya çalışıyorum sigaraya işte. oradan buradan geliyor paketler öyle götürüyoruz. erişebildiğim sürece bırakmayı düşünmüyorum. zaten hayatta çok anlamlı şeylerim kalmamış, bu saatten sonra bıraksam ne bırakmasam ne? nefesim de kesilmiyor artık, hareket etmeye başlayınca tıkanma işi çözüldü. aslında bir yeminim vardı içimde; "kız çocuğum doğduğu gün bırakacağım" diye. o yemin de boşa çıktı gibi duruyor. bu saatten sonra ona gelene kadar patates olurum ben. öyle imkansız görüyorum yani.. yine de bir ara bırakmayı denerim belki bilemiyorum. sigara hayatımda önemli bir yer tutuyor. dalıp gittiğim geceler, sessiz bakışlarım, yorgun uzanış anlarım... bir sigara yaktığımda en azından psikolojik olarak iyi hissediyorum kendimi. yanlış veya doğru. zararlı veya yararlı. ben böyleyim şimdilik. umarım bırakacak hassasiyet yüklenir beynime bir şekilde, mevcut durumda pek sıcak bakamıyorum hiç dümen yapamayacağım demek istediğim...

    yemek yedikten sonra, sinirlendiğimde, kahve koyduğumda, otobüs beklerken, yatağıma uzandığımda sigara yakmayı çok seviyorum. bu anları da iyi buluyorum. belki de bu anların yerine bir şey koyamayacağım için bırakma fikrinden kaçıyorum. yani bıraktığım zaman, tüm bu rutinimin yerini ne alacak boşluk mu? hiç çekici gelmiyor... sanırım bu yüzden birazcık sert bakıyorum birisi bana bırak falan dediğinde.

    yani kınadığım ve insanları eleştirdiğim. bacak kadar boyuma bakmadan analiz kastığım bir şeyin esiri oldum. ulan zaten bu kadar yaygın olmazdı bu iş, belli ki bir olayı var. bu yazıyı yakarken izmariti, kül tablasına şakkk diye bastım mesela. belki bir gün gelir, bu yazı eski bir alışkanlığı anlatır kim bilir? sigara işinde varız... bu da aklımdaki başka bir meseleydi işte. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

dosya : stuart little 2

dosya : aygün abi

dosya : kaan tangöze