dosya : fethiye caddesi

     lisede her sabah okula giderken tırmandığım o, yokuşumsu cadde.. böyle dandik körfez'den çıkıp da, modern izmit'e gelmiş gibi hissettiren o yol. elbette yürüyüş yolundan ilerleyip, hacıoğlu'nun olduğu caddeden de okula ulaşmak bir tercihti ama ben genelde beynimin otomatik fonksiyonu misali fethiye caddesini tercih ederdim.

    basit bir hesaplamaya bile o caddeyi 1000 sayısına yakın olarak geçmiş olabiliyorum. sadece lise dönemini hesaba katarsak bile bu çıkıyor. bugün kelimeye dökünce çok kolay gelse de, nihayetinde bunu ayaklarıma sorduğumuzda çok uzun bir mesafe ettiği aşikar. fıtı fıtı tırmandığım o caddenin sonu okula çıkıyordu. eh tabi bir sağa dönüş gerekiyordu cadde bittikten sonra. ardından da okul çıkıyordu karşıma ve "günaydın arkadaşlar." kimi zaman aynı otobüste denk geldiğim çocuklarla çıkıyordum, ya da denk geldiğim insanlarla. 4 veya 5 dakikalık bir sekans... 

    sonlara doğru ara sokaklara geçip gizli gizli yakmaya çalıştığım sigaralar. vakit kaldıysa eğer gidip çay içmeye oturduğum mahzen. bazen sebebi bile yokken, caddenin tam ortasından ara sokağa dalıp okula çıkma ritüeli...hepsi bu caddenin bir parçasıydı günün sonunda. genelde birisiyle buluşurken, ya yeni cuma belirlenirdi ya da bu caddenin başındaki yapı kredi. öyle bir senkronizasyona da sebep olduğu oluyordu. o bankanın önü de mütemadiyen kalabalıktı bu arada. her çeşit insanın yürüyebileceği bir cadde olarak da bilirim tabi ki. yani çok elit gözüken insanlar da, çok gariban tipler de aynı caddede olurdu. sınıf farkının uğrayamadığı bir caddeydi. belki caddedeki dükkanlara herkes giremiyordu ama o yerdeki o yeşil taşlara herkesin ayağı basabiliyordu. gerçi o yeşil taşları da değiştirmişler, son geçtiğimde alakasız bir görüntü vardı. modern olacağız diye mahvetmişler tarihini. izmit, her zaman küçük bir istanbul'dur. kalabalığı da kendine göre çok fazladır bu yüzden. belki milyonlarca insanın geçmiş olabileceği bir caddede daha kültürel bir şeyler beklerdim.

    yani taş çatlasa 400 metre falandır o cadde. bazen zamanla yarışırken, orayı kaç dakikada geçebileceğime dair tahmin yapardım. hani normali salına salınası beş idi, ancak zamanla yarışıyorsam bir dakikada geçebiliyordum. çıkması yokuştu belki ama inmesi de bayır aşağı modundaydı. izmitte zaten bayırlar hep karşıma çıkar, çıkarken hayata küstürür ama inerken de tam tersi rahat rahat inme deneyimi yaşatır. mesela bir fethiye kundura vardır, ismini caddeden almış ayakkabıcı.. kendimi bildim bileli ayakta durur. yani en son gittiğimde faaldir, şimdi bu övgünün üstüne batıp kapattıysa üzülürüm... simgesel bir dükkandır yani, işlek caddenin en işlek dükkanı. ayrıca mütemadiyen simitçi tayfa, soslu mısır tayfa, halka tatlısı tayfa diye ufak ufak seyyar şeyciler de takılırdı. caddenin tam ortasından başka bir cadde geçer ismini bilmiyorum bile, bazı insanlar ortadaki cadde üzerinden kaynak yaparlar mesela. 

    bugün o caddeden gidildiğinde okuluma gidilemiyor okulum taşındığı için, ancak eski binasına gidilebiliyor tabi ki. ben hep mutlu oldum açıkçası, liseme giderken böyle bir güzergahtan geçtiğim için. bu caddeyi tek başıma da yürüdüm, birisiyle el ele de yürüdüm, arkadaşlarımla kahkaha atarken de yürüdüm. çoğunlukla sırt çantamı hatırlıyorum, ellerim cebimdeydi falan... bazı insanlara otomatik göz selamı verdiğim anlar oluyordu hiç manası yokken. kışın soğuğunda yeşil siyah bereli tayfa, okullarına giden tipler, bir sürü şey yani. buraya yazma amacım bu caddeyi gerçekten çok fazla yürümüş olmam kesinlikle. öyle uçuk kaçık hatıralarım yok ama ayaklarım için tanıdık bir zemindi... bazen gözlerimi kıstığımda kendimi o caddede, o yaşımda bulurdum. kafamın o kadar dertsiz olduğu zamanları özleyip durmak misali... 

    bu da aklımdaki başka bir meseleydi işte...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

dosya : stuart little 2

dosya : aygün abi

dosya : kaan tangöze