dosya : kaybolmak
kaybolmak benim için birçok anlam taşır. özellikle son zamanlarım tamamen bir kaybolmayla alakalı şeylerden ibaret. yaşıyorum, nefes alıyorum, yiyorum, içiyorum, çalışıyorum ama bunların nedenini tam olarak anlayamıyor vaziyetteyim. kaybolmuş durumdayım bu konuda. kafamda beni motive eden hiçbir manalı sebep yok. bir mücadele içerisindeyim, girdin mi de çıkamadığın bir mücadele bu. yine de sebebini bilmiyorum. gelecekte ne olacağına dair hiçbir kaygım yok çünkü zaten yaşayabilecek bütün rezaleti yaşadım. bundan kötüsü olsa ne olur bilemem ama benzeri olursa zaten tecrübe etmiş vaziyetteyim. e iyi şeyler olur mu diye kafayı alıp götürdüğümüzde de; "neye göre iyi, kime göre iyi?" sorusu yankılanıyor zihnimde.
bugüne dek kaç kere kayboldum hatırlamıyorum. aslında akıllı bir çocuktum, kaybolsam bile bir şekilde yolumu bulabilirdim. bir keresinde babam beni araba yarışına götürmüştü. hah ne kadar güzel bir baba oğul anısı değil mi? yok o öyle değildi zaten, o gün bir araba yarışı vardı babam da bu yarışta görev alacak insanları piste götüren otobüsü kullanacaktı. eh beni de zaten zırt pırt yanına çağırdığı için, o gün de çağırmıştı. öyle kös kös oturacaktım otobüste işte. yoksa benim araba yarışı sevdiğimi bile bilmiyordu. o gün uzaktan da olsa baktım arabalara, benim sevdiğim türde bir yarış değildi. binek otomobiller yarışıyordu ama elbette olağandan hızlı bir şeydi. babam "vaooov" modunda yakından bakmak için beni de sürükleyerek kalabalığa karıştı. sürekli bir şaşkınlık ifadesiyle olanı biteni izliyordu. eh ben de bakıyordum ama boyum tel örgüleri geçmediği için bir şey göremiyordum. ya 5 ya 6 yaşındayım. yani insan bir omzuna çıkarır, göreyim diye bir şeyler yapar. öyle yerden minnak boyumla hiçbir şey göremeden telleri izliyordum. sonra bir anda yanımda babamın olmadığını gördüm. normalde o kafasına göre yürümeye başlar, biz de peşinden gideriz. o an da öyle bir şey yapmış olsa gerek bir anda kayboldu ortadan. ben de geç fark edince, artık kalabalıktan onu görmek imkansız hale gelmişti. çaresizce oraya buraya yürüsem de ezilme tehlikesi yaşıyordum. bir süre görünce gördüğüm ilk insanın yanına gidip, kaybolduğumu ve babamı arayıp arayamayacağını sordum. babamın cep telefon numarasını sanki doğduğumdan beri ezbere bilirim. o an hızlı düşünüp böyle bir şey yaptım ve çok geçmeden istekte bulunduğum kişi babamı arayıp, olduğumuz yere çağırdı. o kadar korkmamıştım ama bizimki korkmuştu. epey bir bakınmış beni bulmak için, bulduğunda da öfke yüzüyle karşılaşmıştım. bir sürü küfür ve hakaret yemiştim. halbuki ben olduğum yerde duruyordum..
bazen de adres ararken kaybolma işlerim olurdu. itiraf etmek gerekirse beynim asla iyi bir navigasyon değil. bugün bile, belki defalarca gittiğim bir yere giderken telefondan haritayı açıyorum. daha güvenli ve konforlu geliyor böylesi. uzun süre gelmediğim bir yerde özellikle, her zaman telefon haritasıyla hareket ederim. kendi beynime güvenmediğim nadir konulardan birisidir. çünkü akıllı telefon deneyimlerimden önce, epey bir kaybolma durumum olmuştu. günün sonunda doğru yolu hep bulmuşumdur ama o kaybolma anındaki kararsızlık insani rahatsız ediyor. kesinlik seven bir insanım, deneme yanılma işi gerekmedikçe gelmesin peşimden...
bu konu başlığına bir şeyleri kaybetmek de eklenebilir. özne ben olmasam bile, bana ait bir eşya da kaybolabiliyor sonuçta. ben çok şey kaybetme potansiyeli taşıyorum. hayatımdaki her şeyi de kaybettim ama bu farklı bir durumdu. eskiden öyle çok kaybetme potansiyelim vardı ki, hala daha cebimdeki eşyalar veya bir yere koyduğum herhangi bir eşyayı saat başı kontrol ediyorum. hiç kullanmasam bile, aynı yerde olması gerektiğini düşünüyorum. karlı bir günde cüzdanımı kaybetmiştim lisedeyken, içerisinde elbette param yoktu ama nüfus cüzdanı ve otobüs kartı vardı. o otobüs kartındaki azıcık bakiye ve yeni kimlik çıkartmak için verilecek para yüzünden de epey küfür ve hakaret yemiştim. zaten şu hayatta her kaçındığım olayın altında yediğim küfürler yer alıyor. otobüs kartının bakiyesini kurtarabilmiştim ama sonrasında çıkarttığımda. işte o günden beri de aslında zibilyon defa yokluyorum her yerimi bir şeyim eksik mi diye... aslında yanımda çok şey taşımak isterim ama çok şey olması, bir şeyleri kaybetme ihtimalini daha arttırır.
işin bir de başka türlü kaybolmaları vardır. mesela heyecanımın kaybolmasın, neşemin kaybolması, huzurumun kaybolması gibi gibi. bir sürü kaybolmaya dair şey var hayatımda. aslında bazen ben de kaybolmak istiyorum, hiç bir şeyle iletişimim kalmadan. tek başıma kaybolmak. ama bu düzende kaybolma şansın yok, bir şekilde bir yerlerde bulunuyorsun. bir sokakta kaybolmak, aslında kendimden kaçışım gibi. yol tabelaları, dönen köşeler, tanıdık ama yabancı gelen duvarlar... bir yandan ilerliyorum, bir yandan da geride ne bıraktığımı düşünüyorum. bazen bu kayboluş huzurlu, bazen de ağırlığı sırtıma binen bir yük gibi taşınıyor. benim için kaybolmak ne ifade ediyor bilmiyorum ama bende bırakılan izler, hep bu kaybolmuşluk hissiyle yan yana duruyor.
aynaya baktığımda, hayatın içinde bir yön bulmaya çalışan birini görüyorum. geceler boyu çalışıp sabaha kadar düşüncelerime dalıyorum, kendimi anlatmaya çabalıyorum ama bazen kelimeler arasında kayboluyorum... sanki bir otel lobisinde duran bir resepsiyon masası gibiyim; önünden geçen herkesin hikayesini dinleyen ama kendi hikayesini anlatmaya cesaret edemeyen biri... dışarıdan bakıldığında orada duran, ama içinde sürekli gitmek isteyen biri...bir yolculuğa çıkmak istemiştim belki, haritayı önüme açıp rotamı çizmek... ama yollar her zaman haritalarda göründüğü gibi düz ve net değil. bazen çıkmaz sokaklara giriyorum, bazen de bir dönemeçten sonra hiç bilmediğim bir manzarayla karşılaşıyorum. her şeyin hesaplı olduğu bir dünyada, kaybolmak cesaret ister. ben bunu yapabiliyor muyum, bilmiyorum. ama kaybolmayı düşündüğümü biliyorum.
benim için kaybolmak, bir varoluş biçimi gibi. bir kadının gözlerine bakarken, bir şarkının sözlerinde gezinirken, bir kitabın satırlarına gömülürken... belki de en çok insanlara kayboluyorum. onların ne düşündüğünü, ne hissettiğini, ne anlatmak istediklerini merak ederken, kendimi geriye atıyorum. belki de bu yüzden biri beni fark ettiğinde şaşırıyorum. çünkü hep arka planda kalmaya alışmışım. fark edilmek, belki de benim için kaybolmaktan daha korkutucu. ama şunu söylemek istiyorum: bazen kaybolmak, bulunmanın ilk adımıdır. belki de haritayı bir kenara bırakıp, adımlarımın beni nereye götüreceğini görmek gerekiyor. belki de yol, benim kayboluşumun içinde gizlidir. ve belki de ben, hiç farkında olmadan çoktan bulunmuşumdur. yine de buna pek inanmayacağımı da biliyorumdur.
bu da aklımdaki başka bir meseleydi işte...
Yorumlar
Yorum Gönder