dosya : masumlar apartmanı

    sanırım bu dizi ilk pandemi döneminde yayınlanmıştı. o zamanlarda da ilk birkaç bölümünü izlemiştim ama nedendir bilinmez devam edememiştim. burada bazı akşamlar lobinin ortasındaki koltukta oturuyorum. karşımda da bir televizyon oluyor. televizyon izleme deneyimlerimde, gecenin kör bir noktası herhangi bir bölümüne denk gelince aklıma takıldı. bir anda sıfırdan başlamış buldum kendimi. ayrıca çok hızlı bir şekilde de ilk sezonu bitirdim.

    dizi güzel aslında. yani diğerleriyle kıyaslayınca bir güzelliği, farklılığı ve sakinliği var. aşk temasından ziyade, psikolojik sorunların daha ağır bastığı bir takım olmuş. çekim olarak da soğuk renkler sanki ağır basıyor hissiyatı var. bu da içimizi sıcacık eden bir diziden ziyade, ciddiyetle anlama isteği uyandırıyor. dizi zaten bir uyarlama. yani yaşanmış bir hikaye olduğu öne sürülüyor. oyunculuklar genel olarak çok iyi. safiye (ezgi mola) ve gülben (merve dizdar) kesinlikle harika roller. birbirlerine çok benzediklerini zannettiğimiz iki kardeşin, aslında ne kadar farklı olduğunu görüyoruz. hani bazen öyle sahneler dikkatimi çekti ki, bunun bir text ezberinden çok daha fazlası olduğunu düşündüm. baba (metin coşkun) da muazzam yaşatmış o gelgit olaylarını. onun dışında esra'yı da beğenmiştim. inci (farah zeynep abdullah) bence iyi iş çıkarmıştı. yani genel anlamda iyi bir proje sadece han (birkan sokullu) bana kafayı yedirtti. artık karakterin yazımından mı, oyuncunun tarzından mı bilemiyorum ama asla sokamadı beni karakterin sahnelerine. psikopat desen olduramıyor, modern görmüş geçirmiş biri desen habire çok demode hatalara düşüyor, çok basit bir şeyi bile söyleyemeyen birisi gibi takılıyordu. zaten bu güldür güldür'ün parodi skecinde de, aynen benim düşündüğüm gibi yorumlamışlar. bir söz söylüyorsa asla devamı gelmiyor, anlaşılması imkansız yani. 

    trt dizilerinin klasiği olarak, daha dizi başlar başlamaz evlenme işi oluyor. evlenme işi olmasına rağmen, aile büyüklerinin onayı olmadan yakınlaşma olmuyor. yine bir büyüklere hesap verme işi var, gece dışarı çıkış saatleri sürekli sorguda. kadınların giyimi elbette ki sınırlı. yani radyocu, saçının bir tutamı mavi olabilen bir kadın uzun etekler harici bir kıyafet tercih etmiyor mesela. marjinallik sadece saçta herhalde.. herkes komple alkol karşıtı. hatta bir sahnede, han karakteri tam içki içecekken inci karakteri ona baskın atıyor sakın yapma diye. ancak görüntü hiç öyle demiyor yani, oturup karşılıklı kadeh tokuşturmalarını beklerken, içkinin çok büyük yasak olduğu izlenimi alıyoruz. bir kadın, bir erkeğin evine girdi diye damga işi de var. hani yakınlaşma olmadığı bilindiği, görüldüğü halde bu ayıplanıyor açık açık. jenerikte, trt'nin dizi için görevlendirdiği bir ismi görüyoruz. sanırım tüm bu yapımlarda birilerini görevlendirip, senaryoya göre bu otosansürü uyguluyorlar. evet konu elbette ilerliyor, bir yere varmaya çalışıyor ama gerçekten çok kalın çizgilerle izliyoruz bunu. izleyen insanlara örnek alınacak, özenecek hiçbir kusurlu şey bırakılmamaya özen gösterilmiş gibi. 

    farah zeynep abdullah, dizinin ilk sezonunda aslında o kadar da tat vermiyor. yani oturup da fark yarattığı, kendini izlettiği bir şey yok. sürekli gitgeller ve ağır işleyen bir aşk hayatı var. radyocular işte... diziden ayrıldıktan sonra ise inanılmaz fark ediyor. senaristler dümdüz boşluk doldurma ihtiyacı hissetmişler. ki zaten bunların bir anda tanışıp, yıldırım aşkı ile evlenmeleri de çok inandırıcı gelmiyor. alt metni çok boş bırakılmış. daha derin anlamlar beklerdim ben. merhaba merhaba; "hop sen dünyanın en farklı insanısın seninle evleneceğim!" bu motivasyon işte pek geçmedi. senaristler de sağolsun farah çıkınca, yine benzer bir yol ile birini bağlamak üzereyken, işe başka birisi karışıyor falan falan. karakter değişimleri çok çok hızlı yaşanmış ayrıca, gülben'in sevdiği esat karakteri inanılmaz hızlı değişiyor.. bu kadar çabuk olduğunu anlamıyorsun bile. gerçi haftadan haftaya yayınlanan bir dizide, o dönem takip edenler için bu kadar hızlı hissettirmemiştir ama arka arkaya izlediğimde bir anda 180 derece halini yaşıyorsun. safiye'nin ilginç aşk hayatı da biraz garip aslında, çok çabuk yükselip, çok çabuk soğumasını mantıklı bulamadım. hani bahsedilen kişinin bir duvarı olduğu çok açık, bu duvarın yıkılmasının ince ince işlenmesi lazımdı. hiper hızlı bir şekilde adım atmış safiye'yi görüyoruz ve ardından daha da uzaklara giden safiye'yi.. oyunculuklar bu mantık hatalarını iyi idare etmiş. hani düz karakterler olsa hiç anlam veremezdim. yine de oyuncuların geneli, büründükleri ruh hallerini hep aktarabilmişler. 

    ikinci sezon, ilk sezon kadar hoşuma gitmedi. bir şeyler fazla normalleşiyor. ilk sezondaki ilerleyişin kat ve kat üstü sanırım. bir nevi; "erkenden bitirelim" işi olabilir. aslında dizinin bütün özeti han'ın, esat'a kurduğu şu cümleydi; "esat biz ailecek deliyiz, kardeşlerim bi dairede çişli çarşaf saklıyolar, ben de geceleri çöp toplamaya çıkıyorum." hah bir de bunun sonuna; "biz komple düzeliyoruz sonra..." gibi bir şey de eklerse otobiyografisini anlatmış kadar olur diye düşünüyorum. 

    esas mesele bence günün sonunda kendini izletmesi ki, bunu başarmış bir dizi. bölümler su gibi akıyor, konu bolluğu desen harika. ben severim zaten aynı anda bir sürü konu dönen işleri. burada da öyle bir hava vardı. dizi zaten güzel, ben mükemmel olmama sebeplerini anlatmak istedim kendimce. farklı bir casting ile bu kadar başarılı olmazdı diye de düşünmemek elde değil. çünkü ezgi mola dümdüz komedi oyuncusuydu, merve dizdar da yanrollerin de yanrolü işlerde takılıyordu. işte böyle seçimler genelde casting başarısı. birkan sokullu tercihi ise çok kötü tabi ki!

    bu da aklımdaki başka bir meseleydi işte...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

dosya : stuart little 2

dosya : aygün abi

dosya : kaan tangöze