dosya : yoville
facebook'ta bazı oyunlar vardı zamanında. ki hala vardır elbette ama benim dönemimde bazı oyunlar çok popülerdi. okey, poker falan zaten doğal popülaritesi olan oyunlardı. onun dışında ise, özellikle zynga şirketinin ürettiği oyunlar baya iyiydi. farmville, empires&allies, cityville ve benim favorim yoville..
bu oyunlarda aslında çok şey vardı. her gün facebook'a girmeyi gerektiren olaylar oluyordu. benim "beklemeli oyunlar" diye adlandırdığım bu oyunlar silsilesi, sınırsız bir oyun deneyiminden çok devamlı bir oyun deneyimi yaşatıyorlardı. her gün yapacak bir şey oluyordu ama ertesi gün de girmeniz gerekecek bir doğrultuda ilerliyordu her şey.. eh o günlerde bir bilgisayarı olmayan ben için de, bol bol internet kafeye gitmek demekti bu. çocuk olarak adlandırabileceğimiz bir yaşta, aslında ne kadar da boş yere telaşe edildiği bugünlerde çarpıyor yüzüme. yine de her şey yaşında güzel. o yaşlarda dertlerimin bunlar olması gerçekten daha iyiymiş.
oyunların oynanış tarzından ziyade, yaratıcılık kısmı daha çok hoşuma giderdi. yani düzenlemek, istediğim şeyin istediğim yere koyulması, tasarım.. böyle durumların bize bırakıldığı ama çok da ayrıntısı da olmayan oyunlar hep ilgimi çekmiştir. yoville bir yaşam simülatörü gibiydi. bir eviniz vardı, onun içerisini düzenliyordunuz, paranız vardı ve alışveriş yapıyordunuz. işin bir de sosyallik kısmı vardı tıpkı sanalika gibi ama bu çok sınırlıydı. sanırım bir server mantığı olduğu için, o an şansımıza kimler gelirse onlarla denk geliyorduk. aynı kişilerle, aynı saatte, aynı yerde olsak bile karşılaşmak çok zordu. bunu da arkadaş ekleme olayı ile yapıyorduk.
ilk facebook hesabımda bu oyunların geneli nedeniyle çok fazla yabancı insan vardı. hediyeleşmek, göreve yardım etmek gibi unsurlar sebebiyle arkadaş ekleme konusunda çok uçuk davranıyordum. dünyanın çeşitli yerlerinden, çeşitli insanlar vardı. içlerinde çok nazik kişiler de vardı elbette. mesela meksika'dan bir orta yaşlı bir hanımefendi, oyun için ekleştiğim yani, doğum günümde duvarıma yazmıştı; "happy bday.." diye. ben de teşekkür etmek için mesaj atmıştım. bunu yapan çok kişi vardı, ben hepsine de nezaketen dönüş yapıyordum ve sohbet ediyorduk. çat pat ingilizce ile anlamak ve anlaşılmak çok zor olsa da, karşındaki kişiler nazik olduktan sonra sorun kalmıyordu.
yoville'de mini bir dünya vardı evimizin dışında, çeşitli mekanlar, dükkanlar, kafe, stadyum, yarış pisti gibi. canının istediği yere ışınlanıyordun gerekiyorsa. para kazanmak çok zordu, ayrıca bazı şeyler için gereken bir para cinsi vardı ve sadece gerçek para ile alınabiliyordu. beğenip de alamadığım çok şey vardı yani. ilk başta bir apartman dairesinde başlatıyordu oyun bizi, sonra diğer odaları açmak için ya level gerekiyordu ya da oyun parası ödüyorduk onu hatırlamıyorum ama evi bir şekilde genişletiyorduk. içerisine eşyalar koyuyorduk, kendi evimmiş gibi özeniyordum. bedava hediyelerden falan bulduğum koltukları salonuma atıyordum. dekorasyon yapıyordum minik minik. eşya bulmak da zordu işte ama iyi bir takipçi olunca ve bol arkadaş olunca, para da eşya da birikiyordu ufak ufak. salonumu hallettikten sonra, günlerce bekleyerek dizdiğim banyom ve mutfağım vardı mesela. daha da sonra, yine sabırla bekleyip oyunun ilk verdiği eşyaları satarak aldığım yeni yatak odam. gerçi mesela eşyaların temaları vardı, gotik, modern, japon stili gibi. gurme oyuncular elbette bu temalara uygun dizerdi. ben ise, elime ne geçtiyse koyuyordum.
epey uzun bir sürede gayet güzel bir ev yapmıştım, sonra yeni bir ev için para biriktirmeye başladım. onu da aldığım gün geldi, sanki taşınma heyecanı gibi eski evimdeki eşyaları, yeni evime taşıma süreci başladı. yeni evin ek boş odalarını doldurma telaşesi. evim içime sindiği zamanlarda da parti verirdim. diğer oyuncular evime gelirdi. beğenip beğenmediklerini merak ederdim.
sonra tabi uyanık tarafım internette dolaşırken, oyunda bedava para ihtimaline yönelik bir şeyler gördü. neymiş efendim, facebook e-mailimi ve şifremi gönderiyormuşum, onlar da mailde yazdığım eşyaları hesabıma ekliyormuş. bu maili gönderdiğim e-mail adresi de hotmail uzantılı bir adresti. küçüktüm farkına varamadım. üç farklı maile gönderdim bu bilgilerimi. aradan günler geçti, beklediğim hediyeler gelmedi hesabıma. "göremediler herhalde" diye düşünüyordum sanırım. ardından bir gün internet kafeye hevesli hevesli geldiğimde, hesabımı açtım ve bomboş gördüm. bütün eşyalarım gitmişti. soyulmuştum! o zaman uyandım işe aslında ama uzun süreli emek boşa gitmişti haliyle. son paramla bir parti düzenledim. oyunun default verdiği kıyafetleri çıkarttım karakterimin üstünden, don atlet ve saçı kel bir tip yaptım. partimin ismine de ingilizce olarak; "yardım edin soyuldum!" diye bir şeyler yazdım. ev tabi bomboş, partime gelen insanlar ne olduğunu anlamaya çalışırken, ben dilencilik yapıyordum. o gün üç beş bişi toplayıp yeni bir başlangıç yapsam da hevesim kaçmıştı yani. bütün heyecan ve emek yok olmuştu. ben de zamanla uzaklaştım oyundan.
ayrıca oyuna ilk başladığımda bir arkadaşımı da zorla oynatıyordum. o da şirin sevimli bir şeyler yapıyordu. birbirimizin hesap bilgileri bizdeydi, onun evinde bilgisayarı olduğu için, bazen ondan girmesini istiyordum. madem ben şifremi verdim, sen de vereceksin diye baskı yapmıştım. bir gün çocuktan habersiz, bütün eşyalarını kendime göndermiştim. sebebini de; "iki hesaptan zor oluyor yeaa, benimkiyle oynayalım" diye açıklamıştım. eden bulur misali, bu hırsımın da bir sonucu olarak soyulmamı manidar buluyorum. o kadar emek verip ev dizmişim yani, ne diye hala bedava bişiler kovalıyorsam... bugün geriye bakınca her şey daha mantıklı geliyor.
yoville hakkında, benim anlattıklarımı tamamen tamamlayacak bir ekşi sözlük entrysini de aşağıya dümdüz bırakayım en iyisi; "sims gibi böyle ev hayatlı bir facebook aplikasyonu. (bkz: application) koca kafalı minik gövdeli bir karakter yaratıp başlangıç evinizde bir kaç basit eşya ile oyuna başlıyorsunuz. farklı aktivitelerle para kazanıyorsunuz. 6 saatlik vardiyalarla fabrikada tütün sara sara kazandığınız parayı da şehirdeki sürekli yeni ürünlerin eklendiği mobilya mağazası, butik, yapı market, restorant ve cafe gibi dükkanlarda harcıyorsunuz. isterseniz içtiğiniz zaman bulanık görmeye başlamanıza sebep olan bir gece kulübü ve kumar oynayabileceğiniz bir casino da var. haritadan, casinodan ve insanların kıyafetlerinden çağrışımla, bir çeşit kıbrıs." işte tam olarak olay buydu. geniş bir yelpaze sunuyordu.
farmville de baya oynadım ama yoville kadar benimsemiyordum. gerçi orada her şeyi yapabilmek daha kolaydı. onunla alakalı da güzel şeyler hatırlıyorum. bir keresinde kurban bayramı sabahı çiftliğimdeki bir ineği kesmek için internet kafeye gitmiştim. sonra da facebook'a durum olarak atmıştım bu yaptığımı..bazen de makara be işte naparsın..ayrıca bu kafe yapmalı, restaurant yapmalı oyunları da çok severim. hala daha severim! kafada hep bir mekan açma isteği var. gerçekten bu oyunlar da epey güzel işlerdi, şimdi düşününce her yaştan insanı esir edebilecek bir durum. son günlerde "hay day" bağımlılığımdan çok daha iyi anladım bunu...
bu da aklımdaki başka bir konuydu işte...
Yorumlar
Yorum Gönder