Kayıtlar

dosya : tonguç akademi

      bu youtube kanalını bilenler bilir. bir dönem resmen tak diye ele geçirmişti piyasayı. şimdi ne haldeler bilmiyorum ama konsept olarak kusursuz ve yaratıcı bir işti. yıllardır ders videoları hep sıkıcı ve boş boş konuşmalar halinde geçerdi. iki tane eleman bunu interaktif hale getirip resmen işi eğlenceli hale getirmişlerdi.     normalde nedir mesela; "bir tane beyaz önlüklü öğretmen, beyaz tahtanın önünde durur ve konuyu anlatır." bu şekilde ilerler bu takviye konu anlatım videoları. bu elemanların konseptinde ise kocaman bir ekran, gözüken sadece eller ve duyduğumuz sesler. iki farklı persona yaratıyorlar, bir diyalog halindeler ve dersi yediriyorlar. tek kusurları kolay olan şeylerde kalmaları. ancak gurme bir öğrenci için iyi bir temellendirme yöntemi. ben de kısa ders çalışma dönemimde çok işime yaramıştı ve gülüyorduk yani. hatta bir yerden sonra, işime yaramasa da izliyordum videolarını. bir youtuber edasıyla takip ediyordum. bir anlatıcı ve yanında...

dosya : burun kanaması

      kendimi bildim bileli uğraştım başka bir şey. benim burnum hep kanar. bazı insanları kan tutar. beni de tutabilirdi ama burnumdan akan kanı gördükçe bunun çok normal bir şey olduğu işlendi gözümde. bazen burnuma koyduğum o tampondan sızan kanları gören insanlar şoke olduğunda çok garipserdim. benim için fazlaca normal bir olaydı.      mesela nezle veya grip olduğumda her hapışırıkta veya burun temizleme operasyonunda burnum kanar. çok sıcak olduğunda, çok sıcak bir çorba içtiğimde yine kanar. bunun sebebi için doktora gittiğimi hatırlıyorum. bir sorun bulamamışlardı. hatta bonus olarak; "iyi işte beyin kanama  riski az" denmişti. lakin bunu doktor mu demişti yoksa bir şehir efsanesi miydi hala bilmiyorum. ilkokulda burnumun kanadığı o günler, üstümün başımın batması falan mesela hiç unutmam.      bir keresinde yeni bir tişört almıştım. sarı böyle gıcır gıcır. o gün sokakta oynarken burnum kanamıştı, peçete de yok bir şey de yok. ti...

dosya : ankara

      ankara'ya birden fazla gitmişimdir. bugün iş için gittiğim iki seferden bahsedeceğim. tedaş genel merkezine uğramalık bir işim vardı ankara'da aslında artık yakın zaman da değil benim için. şöyle bir geriye bakınca üç buçuk seneye yakın olmuş o seyahati yapalı. o günlerde iki kez gitmiştim. birisi daha günübirlik bir şeydi, diğeri ise tam üç gün sürmüştü. bakalım ankara diyince neler geliyormuş aklıma? aslında başka bir şey daha geliyor ama konunun yeri burası değil tabi ki. bol bol selam olsun o konuya da...     ilk sefer gittiğimizde aslında günübirlik bir şeydi. ben ekstra olarak orada kaldım başka bir iş için. kaldığım oteli iyi hatırlıyorum. ucuz ve çok merkezi bir yerdi. o aralar iş çok yoğundu benim için, o geceki uyku çok iyi gelmişti. bir şeylerden uzaklaşmıştım. kendimi resmen bırakmıştım. ertesi gün de, halihazırda ankara'da olan çok sevdiğim bir arkadaşımla buluştum. bana aspava ısmarlamıştı. bildiğin et döner dürüm işte kesiyorlar ve masayı do...

dosya : domates

    senelerdir kendimi asla anlatamadığım bir konu var. bu domates denen şeyi sevmiyorum, iğreniyorum, ağzıma değdiği an öğürmeye başlıyorum. artık iş travmatik bir noktaya geldi. apaçık iğreniyorum yani. zeytin için de, biber için de aynı şeyler geçerli. lakin bu iki arkadaş o kadar karşıma çıkmıyor. bütün ihale domatese kalıyor.      çok küçükken başladı aslında. hayatıma ilk girdiğinden beri sevemedim bunları. yiyemedim, benimseyemedim. küçüklüğümde sevmeyip, sonradan sevdiğim hiçbir şey yok bu arada. benim karakterim öyle gelişmedi arkadaş ben ne yapayım? bir istisna olarak mesela, patlıcanı normal halinde bayıla bayıla yiyen birisi değildim. yani bu facia üçlü kadar uzak da durmam yerim illa ki. bir gün annem köz mü diyorlar, kuru patlıcan mı diyorlar öyle bir dolma yapmıştı. bayıla bayıla yemiştim o yemeği, patlıcan ile barışma yemeğimdi o. fazla fazla yemiştim hatta. o gecenin devamında yediğim her şeyi kusunca yine eski noktaya geldik. bir daha da cesare...

dosya : ıhlara vadisi

      lisenin başıydı sanırım. sınıfa birden girdiklerini hatırlıyorum, gençlik ve spor bakanlığından bir kaç kişinin... o zamanlar gençlik merkezi adında mekanlar vardı, hala var mı tam emin değilim. bir kaç genç işte, sınıfa girip bir geziden bahsettiler. ilk önce gençlik merkezine kayıt oluyordun ve daha sonra yazın bir yere geziye gidecektin. ücretsiz ve hala çok net hatırladığım üzere orada cep harçlığı vereceklerinden bahsetmişlerdi.     her yaz çalışırım. o yaz, bu gezi hem benim için de bir kaçış olmuştu. en azından birkaç gün. aksaray, ıhlara vadisi'ne olan bir geziydi. gerçekten de baştan aşağı ücretsizdi. üç veya dört gün sürdü tam emin değilim. tamamen erkeklerden oluşan bir ekiple, otobüs yolculuğuna başlamıştık. aslında güzel de bir yolculuk oldu. hiç kimseyi tanımasam da, zamanla kaynaştık. yok yok hiçbiriyle kaynaşmadım açıkçası, son derece rastgele tiplerdi. kendi arkadaş grupları vardı zaten. babam'dan izin almak çok zor olmamıştı zaten çok da ...

dosya : berber ahmet

      her erkeğin bir berberi olur. bu mahallesindeki berber olabilir, annesinin seçtiği berber olabilir. ya da babasının nedendir bilinmez saygı duyduğu bir adam olabilir. benim babam garip bir adamdır. çok ilginç konularda hassasiyet duyar. bu berber ahmet ağabeyi çok severdi. çoğu zaman traşını gider alakasız yerlerde olurdu ama bu adama uğrardı. ben kendimi bildim bileli, bu adam dükkanı kapatıp ortadan kaybolana kadar kendisinde traş oldum. büyümemi canlı canlı izlemiş bir adamdır. şu an yaşıyor mu bilmiyorum. nerede ne yapıyor bilmiyorum. ancak çok şey hatırlıyorum.      duvardaki gençlik resimlerini, dükkanındaki o kokuyu, kullandığı eski tarz ürünleri, yeniliğin uğramadığı meslek hayatını, dinlediği cızırtılı eski tarz müzikleri, baştan sona benimle ettiği ince ince muhabbeti... güzel adamdı berber ahmet ağabey. nazik adamdı. eğitimli olduğu çok belliydi. mesela sezen aksu şarkılarını bugünkü kadar sevmezdim çocukken, belki duygusunu anlayamazdım. b...

dosya : bim

      üç harfli marketler... aslında konu bim ile başlıyor. biraz geçmişe gidiyorum. bakkalar, bildiğimiz hipermarketler falan. benim için ulaşılması zor olan ürünler vardı mesela çocukken. bir bakkalda bir şeyin fiyatı, hep yüksekti mesela. bugünün para değerinden bağımsız, o günün para değeri ve bir çocuk için yine de ulaşması zordu. sonra hipermarketler, bizim orada real ve carrefour vardı. yine yüksek fiyatlar ama daha alınabilir şeyler. gerçi bir çocuk olarak tek başına gidemeyeceğin yerler. yanında biri varken de bir şey alırken özgürlüğünün kısıtlı olduğu yerler. real'de annemle profiterol yediğimiz zamanlar vardı ama bu başka bir hikaye tabii ki.      sonra bim'i keşfettim. gözle görülür biçimde, daha az paraya daha çok şey almak. garip bir düzen, ancak her şey ucuz. böyle bir sürü şey alabiliyorsun, popüler olan yiyeceklerden, markalardan daha kalitesiz işler var. elbette bu tat olarak hemen fark edilebiliyor. ancak normal şartlarda ulaşamadığın şe...

dosya : patel ağabey

    bu yaz, yani otelde çalıştığım yaz, belki de otelde çalıştığım ilk yaz. zaman kısıtlamasını pek yapamıyorum. yani bunu yazarken hala daha otelde çalışıyorum, burada hesabı yapılır bence. birçok yabancı insan gelip gitti buraya. yani hayatımda ilk kez bu kadar yabancı insanı fazla fazla gördüm. turizmde olunca normal bir şey ama ben bir yabancı görsem şaşıran bir tiptim. bu baya bir normalleşti. bu yaz gördüğüm bir tip aklıma feci kazındı, biraz da uyuz oldum o yüzden kendisini anlatıp sallayacağım.      bir tane esmer cılız bir vatandaş gözüme çarpmıştı. mütemadiyen elinde bir coca cola zero ile lobiden geçip duruyordu. geceleri de alakasız saatlerde lobiye oturur, komik aksanlı ingilizcesiyle birine bir şeyler anlatırdı. yani adam ismen de, tip olarak da, hal hareket olarak da ve konuşma tarzı olarak da bir hint-paki olayı bir şeydi. radarıma yakalandığından beri herifi izledim. inanılmaz heyecanlı hareketler, sürekli gülen bir yüz. adam tatilin tadını çıka...

dosya : kaşif dora

      bu çizgi filmi bilen vardır. yani çok bilinir mi bilmem ama bir zamanlar cnbc-e'nin sabah kuşağının vazgeçilmeziydi benim için. illa denk gelirdim. yani süngerbob'u nerden duyduysak bu çizgi filmi de oradan duymuşuzdur bence. izlemeyenlerin ayıbı ben bir şey yapamam.     çakma maceracı dora hanım, yancı maymunu ve diğer karakterler. her bölüm bir olay bulurlardı. sonra o olayın üstüne giderlerdi. nedense her olayda da üç aşamalı bir harita çıkardı. dora'nın çantasındaki akli dengesi bozuk harita birden canlanır, her seferinde dijital olarak yolu çizerdi. şovlarından da geçilmez hani, her konseptte farklı şarkı. bizim türkçe seslendirmede tam verim alındı mı bilemiyorum çünkü bir tek bunu biliyorum. ancak korkunç şarkılardı. harita ağabeyin ruhsal sorunları olduğunu düşünürdük. yine de bence en çok işe yarayan şeydi.      akıllı geçinen dora'nın her şeyi izleyenlere sormasına deli olurdum. belki küçük çocuklar için öğretici olabilir ama gözün...

dosya : televizyon

    televizyon işi benim için her zaman özeldi. bugünlerde kendi bilincimle bir televizyonun kumandasını alıp açmam mesela. televizyonda izlemeye dair bir şey olduğunu düşünmüyorum galiba. burada da kocaman bir televizyon var aslında. kamera izleme işine kafam gitmese, gider lobiye o rahat koltuğa yayıla yayıla sadece öylesine izlerdim galiba.     ilk televizyon anılarım, tüplü televizyon ve cızırtılı antenle başlıyor. asla net bir görüntü yoktu mesela. ancak şöyle bir şey vardı; "teletext" inanılmaz bir olaydı. ben daha çok çok küçükken hatta ilkokuldan iki sene önce orası sayesinde okuma yazmayı söktüm. babam, çorumsporun o haftaki maçına bakmak için kullanırdı. ben de göre göre, önce girmeyi öğrenmiştim. mesela bir ismin nasıl yazıldığından yola çıkarak, harfleri çözmüştüm. sonra da anlamdırmaya başlamıştım ekrandaki harfleri. öyle öyle okuma yazma işini erkenden çözdük. matematiği nasıl çözdüğümü ben de bilmiyorum o ayrı mesela. haberleri falan okuyordum teletext...

dosya : balık ramiz

    üniversite'ye ışınlanıyoruz. ilk seneye hatta. mersinli ev arkadaşım ile yarıyıl tatilinden biraz erken gelmiştik. beraber bir kaç gün vakit geçiriyorduk. ev sessizdi ve eğleniyorduk. onunla çok fazla güldüm. her ne kadar çok çok yakın bir ilişkimiz olsa da, aslında bir o kadar uzağız. sadece belli zamanlarda  yakın oluruz. belli zamanlarda ise hiç konuşmayız. bu yazıyı yazdığım esnada, ona karşı bir ayıbım var aslında. bunu en kısa sürede düzeltmek için her şeyi yapıyorum. kendisine bunu söyleyecek yüzüm olmasa da, bir yerlerde çabamın olduğunu söylemek isterim. neyse konu bu değildi tabii ki.     o yarıyıl tatilinde, bana çok ilginç bir fikirle geldi arkadaşım. bir hamster almaktan bahsediyordu. baya yuvası ve tekerleği de dahil bir hamster almak... bu fikrin son ana kadar şaka olduğunu düşünsem de, soluğu pet shop'da  fiyat sorarken aldığımızda ne kadar ciddi olduğunu da fark etmiştim. o kadar güzel bir hevesi vardı ki, bu işe ortak bile olmak istedi...